Bak, gökyüzü yine parlıyor… İçimize sığdıramadığımız ne varsa, belki sonsuzluğuna emanet olur diye kaldırmıyor muyuz başımızı göğe? Çünkü bazı yükler yeryüzüne ağır gelir; insan onları ancak yıldızların sessizliğine bırakabilir.Görüyor musun o yıldızları? Karanlığın en koyu yerinde bile usulca parlıyorlar. Belki de umut tam olarak budur; gecenin içinden vazgeçmeden ışık olabilmek. Şimdi söyle bana… Sen de hissediyor musun? O sessizliğin içinde, görünmeyen bir elin kalbine dokunduğunu… Sanki gökyüzü, kelimelere sığmayan bütün hislerimizi yıldızlarına işleyip bize usulca fısıldıyor..

Selam küçük Bilge, sana doğru bir yolculuk yaptım. Senelerce koştuğun, seni büyüten yolları tekrar arşınladım. Bu yolun her santimetresinde ayak izlerin vardı.

Yol değişti, mahalle değişti, yaşadığın şehir değişti, sen değiştin, büyüdün… Değişmeyen tek şey hâlâ koşucu Bilge olman. Ne güzel.😻

Zaman zaman koşmaktan nefret edip defalarca bıraksan da yine yine geri döndün. Hayata tutunma biçimin koşmak oldu. Şimdi 31 yaşındaki Bilge, seninle gurur duyuyor. Hayatının 12 yılını aktif koşarak geçirdin; vay be kızım.🫶🏻

Güzel olan, hedeflerinin ve koşu tutkunun hâlâ ilk günkü gibi olması. Daha da güzeli, koşmayı zihninde yeniden tanımlaman: görülmek için değil kendin için, performans için değil kendin için, kimse için değil… artık sadece kendin için koşman.🥹

Ve tabii etrafındakilere de koşu tutkusu bulaştırman💘

Geçen hafta sonu aile evime gitmem gerekiyordu ama artık kendimi oraya ait hissetmediğim için, oranın bana ait bir yuva olmaktan çıkıp travmalar ve acı hatıralar, huzursuzluk ve sevgisizlik yüklü bir ev olduğunu bilmek içimi burkuyordu. Sadece annem için gitmem gerekiyordu. Bu ziyareti romantize etmek benim için orda geçirdiğim iki günü katlanılır kılacaktı. Önce aklıma eski koşu yollarımı koşmak geldi. Sonra bu çocukluk fotoğrafımı hatırladım, ve evet kendimden kendime yaptığım yolculuğun somut delili olacaktı bu fotoğraf.

Koşmaya kendi isteğimle başlamadım babam başlattı. Yıllarca dışardan bakan insanlar birlikte antrenmanlar yapan baba-kız görse de bu kız çocuğunun tek derdi madalyalar almak değil babası onu görsün diye başarılı olmaya çabalamaktı. Koşullu sevginin gereği buydu. Ne kadar iyi koşarsam babam beni o kadar sevecekti. Ama ne yazık ki çabalarım hiçbir zaman babama yeterli gelmedi ne yaparsam yapayım onu memnun edemeyeceğimi anladım. Defalarca koşmayı bıraktım ama o zehir çok küçükken girmişti kalbime tekrar tekrar başladım. Sonunda kafamın içinde beni yargılayan o acımasız seslerin babama ait olduğunu farkettim. Kendi sesimi bulmak için tek başıma aylarca koştum bu kez ağaçlara, gökyüzüne, çiçeklere baktım. Koşmaktan zevk almaya alıştırdım kendimi. Kilometre saymadım süre tutmadım kendi nefesime odaklandım. Yarışmayı bıraktım beden ve ruh sağlığım için koşmaya devam ettim.

Sevgisiz bir ailede kendimi sevmeyi öğrendim, hayattaki en büyük başarım budur.

𝑂 𝑘𝑎𝑑𝑎𝑟 𝑘ı𝑟𝑔ı𝑛 𝑜 𝑘𝑎𝑑𝑎𝑟 𝑢̈𝑧𝑔𝑢̈𝑛 𝑣𝑒 𝑏𝑖 𝑜 𝑘𝑎𝑑𝑎𝑟 𝑑𝑎 𝑦𝑜𝑟𝑔𝑢𝑛𝑢𝑚𝑘𝑖 𝑎𝑔̆𝑙𝑎𝑦𝑎𝑚ı𝑦𝑜𝑟𝑢𝑚 𝑏𝑖𝑙𝑒.

𝐷𝑢𝑑𝑎𝑘𝑙𝑎𝑟ı𝑚ı𝑛 𝑎𝑟𝑎𝑠ı𝑛𝑑𝑎𝑛 𝑛𝑒 𝑡𝑒𝑘 𝑏𝑖𝑟 𝑘𝑒𝑙𝑖𝑚𝑒 𝑐̧ı𝑘ı𝑦𝑜𝑟 𝑛𝑒 𝑑𝑒 𝑔𝑜̈𝑧𝑢̈𝑚𝑑𝑒𝑛 𝑏𝑖𝑟 𝑑𝑎𝑚𝑙𝑎 𝑦𝑎𝑠̧ 𝑠𝑢̈𝑧𝑢̈𝑙𝑢̈𝑦𝑜𝑟.

𝑇𝑢̈𝑘𝑒𝑛𝑚𝑒𝑘 𝑏𝑜̈𝑦𝑙𝑒 𝑏𝑖𝑟 𝑠̧𝑒𝑦 𝑠𝑎𝑛ı𝑟ı𝑚.

𝐵𝑜𝑚𝑏𝑜𝑠̧ 𝑏𝑖𝑟 𝑠𝑜𝑘𝑎𝑘𝑡𝑎 𝑘𝑎𝑟𝑎𝑛𝑙ı𝑔̆ı 𝑡𝑒𝑘 𝑏𝑎𝑠̧ı𝑛𝑎 𝑎𝑦𝑑ı𝑛𝑙𝑎𝑡𝑚𝑎𝑦𝑎 𝑐̧𝑎𝑙ı𝑠̧𝑎𝑛 𝑏𝑖𝑟 𝑠𝑜𝑘𝑎𝑘 𝑙𝑎𝑚𝑏𝑎𝑠ı𝑛𝑎 𝑑𝑜̈𝑛𝑚𝑒𝑘 𝑔𝑖𝑏𝑖.

-Deniz

"Ne diren, ne zorla. Yolunu değiştirene izin ver. Sana uğramak istemeyenin yoluna çıkma. Birlikte yürümen gerektiğin kişiyle, kendi yolunda yürürken karşılaşacaksın. Kendine ve yoluna odaklan. Daha iyi olmaya, daha mutlu olmaya odaklan. Senin olan seni bulacaktır." Benim savaşım artık kendimle. Başka birine ne kinim, ne öfkem ne de türevi düşüncelerim var. İnançlarımı sorgulamaya, pişmanlıklarımı onarmaya, kaybettiğim yolu bulmaya, içimdeki çocuğu bir şekilde yeşilliklerde koşturmaya çalışıyorum.

Merhaba.

Bugün benim doğum günüm.

Bu dünyaya gözlerimi açalı tam 24 yıl oldu.

İlk defa bu yıl kendime kuracak cümle bulmakta zorlanıyorum.

Hayatımda çok şey değişti. Ben çok değiştim.

Yaşadığımız, nefes aldığımız sürece değişim kaçınılmaz derdim ama bazı değişimlerin insanı nefessiz bıraktığını daha önce deneyimlememiştim.

Bazen o kadar yalnız kaldım ki, yalnızlığın hücrelerime işlediğini hissettim. Kuyulara haykırmak, duvarları yumruklamak, bulduğum en kuytu köşeye saklanmak istediğim çok an oldu ama ben öylece yerimde oturdum.

Kafamın içinde birçok sel, birçok yangın ve deprem yaşandı ama ben yine parmağımın ucunu bile kıpırdatamadım.

‘Büyümek böyle bir şey mi?’ diye sordum kendime defalarca, cevabını da alamadım.

Hep eleştirdiğim o asık suratlı yetişkinlerden biri olmaktan korkar hale geldim.

Ya bir gün, yolda yürürken kafasını kaldırıp gökyüzüne bakmayı unutan, etrafında uçan küçük bir kelebeği göremeyecek kadar körleşmiş, kendini dinlemekten, kendini anlamaktan kaçan birine dönüşürsem diye çok korkuyorum.

Herkes gibi olmaktan çok korkuyorum.

Aşkın farklı yüzleri ile de tanıştım bu yıl. Söylenmeyen her duygunun kölesi olurmuş insan. Ve yaşanmamış ihtimaller hep galip gelirmiş yaşanan gerçeklere.

Olsun diyorum yine de. Olsun. Aşkın varlığını bir ömür tatmamış biri olmaktansa acısına bile binlerce kere şükürler olsun.

Yetişkin olma sancıları, ergenlikten daha meşakkatliymiş kısacası.

Yaşadığım iyi veya kötü her şeye rağmen mükemmel bir yaştın 23, çünkü bir daha geri gelmeyeceksin.

Düştüğünde kalktığın, kendi sırtını kendin sıvazladığın, her şeye rağmen iyiliğe ve güzelliğe tutunduğun, öğrenmekten ve deneyimlemekten kaçmadığın için teşekkür ederim canım ruhum.

Ve sevgili 24,

Senden en büyük arzum kendini defalarca yeniden keşfetmen. Hayallerinin temelini atman ve her duyguna sıkı sıkı sarılmaya devam etmen. Çünkü sana çok inanıyorum, çok.

Bazen zor olacak olsa da her gecenin sonu sabahtır ve insan en çok kırıldığı yerlerden ışık alır.

İyi ki doğdun Diloş!

Hoş geldin 24.