Avatar

Bir edebi Bir fani

@biredebi / biredebi.tumblr.com

Aşk'la savaşta bir edebi, Ölümle dansta bir fani... https://www.instagram.com/biredebibirfani/
Derinlerimde bir his var dönüp duran
Kelebekler uçmaya hazır
Konmaya çiçekleri yok
Her köşe başında
Gözlerim fal taşı gibi
Uzakta da değil
Çok yakınımda
Bakıyorum sağa-sola-öne-arkaya
***
Belki de sorun budur
Aramak o çiçeği konmaya
Uçmak hiç durmadan hızlıca
Uçunca çok da hızlıca
Gözden kaçırmak en özel çiçeği
***
Kozama geri dönemem bu saatten sonra
Büyüdüm, kanatlandım, uçuyorum
Koza yem oldu kuşlara
Dönmeye ne yüzüm var ne takatim
Artık konmalı bir çiçeğe
Artık durulmalı bu hayatta

Uzun bir zaman sonra, Türkiyeden 7000 km uzakta, sağımda ve solumda mutlu insanların tam ortasında mutsuz bir şekilde yazdığım şu notu sizinle de paylaşmak istiyorum.

Kendinizi mutlu adletmek önemli. Adletmek yetmiyor, mutlu da olmalısınız.
Ya sürgüne gittiysen isteyerek. Mutlu olabilir misin gerçekten? Kendi ülkesini terkeden hain midir mesela? Yoksa gerçek hainler tahtlarında otururken, ülkeyi yaşanamaz bir hale soktuğunda çekip gitmek doğru mudur? Kafam da bu soruların cevabı yok. Olmadı, yapamıyorum, ben dönüyorum da yok. Oluyor işte, gözlerimin önünde oluyor. Peki Türkiye de olmayan burada nasıl oluyor? Bir koca yıl Türkiye de iş arayan ben, iki günde nasıl iş buluyorum? Veya Türkiye de kıt kanaat bir ücretle geçinemezken burada verilen ufacık bir pul ile nasıl kralım? Tahtından bize bakıp, bir kukla oynatıcısı misali keyiflenen o zat mutludur umarım!
Eminim ne güzeldir onun için. Elinin altında binlerce beyni yıkanmış insan. Gak dese guk diyecek, tek sözünü ikiletmeyecek, ben peygamberim dese yarabbi şükür diyecek bir kitlenin Cumhurbaşkanı olmak.
Silivri soğuk esprisine gülmeyecek kadar uzaktayım artık. İstediğimi yazabilir miyim onu da bilmiyorum. Hatta daha da kötüsü; fikir hürriyetinin yasalarca korunduğu bir ülkede dahi, Cumhurbaşkanına hakaretden ceza alır mıyım diye korkuyor olmak ürkütücü. Demek ki bizim için bu durum normalleşmiş. Bizler nereye gidersek-gidelim ettiğimiz sözü, yazdığımız kelimeyi, süzgeçten geçirip öyle naklediyoruz artık.
Artık O Türkiye de yaşayamayacağım kanısına varıp, uzun ve tehlikeli bir yoldan geçerek geldim buraya. 20 koca gün sürdü yolum. Hiç tanımadığım, belki Türkiye de yan-yana gelmeyeceğim insanlarla kardeş oldum. Silahların, uyuşturucu ve insan tacirlerinin arasından geçerek, çokça işkence çekerek geldim ben buraya. Yaklaşık 2 aydır buradayım. 2 ayda Türkiye de bir yılda kazandığım parayı kazandım. Evim, arabam, istemediğim kadar kıyafetim var. Yemek içmek neredeyse bedava ( kazandığım paraya nazaran ). Sadece bir dolara mükellef bir sofra kurabiliyorum kendime. İstediğim zaman, kafam da borç-harç olmadan harcıyorum. Geldik buraya, kaçağız belki. İltica ettik, ediyoruz. Türkiyede ki bir türkden daha fazla hakkımız var. En önemlisi taciz, tecavüz, suriyeli, Afgan veya başka biri derdimiz yok. Olursa da polis gereğini yapıyor zaten. Onların hepsi ya sınır dışı ya da hapiste. Burada ki Silivri çok daha soğuk.
Peki en önemli soruyu soruyorum. Bu kadar uzakta, bu kadar güzel bir yerde, ben neden hala o tahtında ki kukla oynatıcısını düşünüyorum? Neden hala o herifin ülkeyi soktuğu duruma ağlıyorum? Benim buradan keyif almam gerekirken, yüzüme yerleşmiş olan o mutsuzluğu neden söküp atamıyorum?

Aslında bilmiyorum neyin peşinden koştuğumu

Boşu doldurmaya çalışmak değil derdim

Dolu, dopdolu olanı başka bir yöne yönelttmek

Yönümü çevirmek görmediğim o uzaklara doğru

Yeni bir ufuk da aramıyorum kendime aslında

Kaşif edası değil, tam tersine atılan adımların üzerinden geçmek bütün niyetim

Zemin çok zor bu sahilde

Kum'un en incesi

Bastığın yerde kalmıyor ayak izin

Bırak senden öncekini takip etmeyi

Sen bile bırakamıyorsun ayak izini

Sürekli yanlış ata oynuyoruz bu hayatta
Koşan bir at var
Arkasından sürükleniyoruz yok yere
Düştük bir kere bu hayat denilen batağa
Ne bir çekip çıkaran var yanımızda
Ne de bir yardım eli uzatan

Söyleyeceklerin

Bir bankta, bir parkta ya da bir barda karşılaşacaksın benimle. Çok sevmeyeceksin beni başta. " Ne yılışık herif be " diyeceksin belki de. Sonra sonra hiç aklından çıkmayacak sözlerim. Bir gün gelecek ilk " günaydın " mesajını sen atacaksın bana. Atmadan önce düşünmeden yapacaksın ama sonra farkına varacaksın yaptığının, yanakların kızaracak. Diyeceksin kendi-kendine "galiba" ama sonra " yok be " olacak o kelime. Kız arkadaşlarına " bilmiyorum ya " diyeceksin. " Aslında " ile başlayan birkaç küçük cümle kurarken, kızaracak yanakların. Kendine anlam veremeyeceksin. " Ne oluyor bana " diyeceksin. Çok yakın bir arkadaşına " Sence " ile başlayan sorular soracaksın. Ama o sana senin sen olduğunu hatırlatacak, cevaplarıyla. " İyi çocuk aslında ya " ile altlık yapıp " olur mu dersin " ile kendini sorgulayacaksın. Bir hayal aleminde, üzerinde bembeyaz bir gelinlikle " EVET " diye haykıracaksın. Ve sonunda o an geldiğinde bana " Seni Seviyorum " diyeceksin.

Hayatım tepetaklak oldu tam bir yıl önce
İntiharın eşiğinden, yaşamın tam ortasına uzanan görkemli bir hikaye
Bir tabak yemek yenince
Tam oldu yamacına kağıt ve kalem de eklenince
**
Koskoca bir sene
2 Kadın sığdı bu koca seneye
Biri yıktı geçti namertçe
Diğeri tamir etti usulca, kadimce
**
Ve o Kadın tamir eden
Aklımı, ruhumu, kalemimi, kelamımı
Emanet ettim bir çift mavi göze
Ömrümü sererim bir tek sözüne
**
Ve geçen bu bir sene de
Gördüm insan suretine bürünenleri
Şeytan bazıları, mahlûkat
Melek bazıları; güzelliğinde, gözlerinde, sözlerinde hakikat...
Çok denedim bu hayatı
Hep başka bir işe kalkıştım
Hakikatsizlik çağında
Aslında sadece bir Ben aradım
Aslında yanıma sadece bir Sen yakıştırdım
Sen onun olunca
Dönüp kendime bir baktım
Kendime hiçbir şey yakıştıramadım...

Kitap Okumak Üzerine

Hiçbir zaman kitap okumayı çok sevmedim ben. İlkokuldan itibaren ödev diye kitap tutuşdurdular elimize. Bunu oku, özet çıkar; not verilecek dendi. Bundandır ki hiç sevmedim ben kitap okumayı. Kitabı elime alıp kapağını bile çevirmek ödev geldi bana. Bugün etrafa bakınırken Jules Verne gördüm kitapçıda, Ay'a Yolculuk.

Bir an anımsadım. İlkokul 5'ti. Yaz tatilleri o yaşlarda önemlidir elbet. Ben bütün yaz deniz, plaj, sokak üçgeni hayali kurarken, elime vermişlerdi bu kitabı. Zorla, isyanlar ettirerek, yarım-yamalak, hiç keyif almayarak ve elbette hiç hayal kurulmayarak okunmuş bir kitap. Sonra o kitaba ne olduğuna dair hiçbir fikrim dahi yok. Atıldı bir kenara kaldı. Belki de çöpe gitti, ne acı.

Ve ben büyüdüm. Kitaplar bana kimseden ödev verilmiyor artık. Bugün kitapçıda görünce hemen atıldım üzerine. Keşke kamera kayıtlarını istesek. Kitabevi'nin ortasında 1.96 boyunda bir adam, Jules Verne elinde kalakalmış. Ağlamak ve ağlamamak arası. Hatırlamış çünkü o yazdan bu yaza yaşadıklarını hatta yaşamadıklarını. Kitapçı kızın sesiyle kendime geldim. İyi misiniz?

Bu yazıyı yazdıktan hemen sonra Jules'a başlıyorum yeniden. 13 yaşında bir çocuğa çektirdiklerine nazire yaparcasına, hayal kurarak, bolca durarak ama en önemlisi çokça keyif alarak okuyacağım kitabı. Ve emin olun çok seveceğim bu okuyacağım kitabı. ..

Nasıl anlatmalı ölümü
Nasıl anlamalı,
Bir bitiş midir ölüm
Yoksa iğrenç Dünya'dan kurtulduğuna değer bir başlangıç mı,
5 kürek toprak atılınca mı son bulur hayat
Yoksa topraktan geldiğine başlarken bitmiş midir hayat,
Ağlamalı mı arkasından gidenin
Yoksa haykırmalı mı kahkahaları,
Sorularıma cevap ver ey Tanrı
Değdi mi bu kadar gözyaşına
Bir can uğruna?

Sorgu, Sual!!!

Toplumun kurallarını kim koyuyor bilmem
Sevdiğime, değer verdiğime çiçek alamayacaksam kural benim neyime
101 alınca aşkı simgelermiş kime göre
Ola ki düştü bir bukete 101 tane
Sevmeli mi topluma göre
Kaç çiçek sığmalı bir bukete?

İnsanlarıma, İnsanlığıma, Dostlara...

Beş insanım var şu koca hayatta
İnsanlık için küçük
Benim için devasa beş insan
Duygularım emanet insanlarıma
Korkularım, sevinçlerim, hüzünlerim
İnsanlarım dediğime de bakma
Gerçek dostlarım hepsi ama
Farzdır şiirde mübalağa
Ve aslında ben aşığım her bir insanıma
Her birinin şu hayatta ki duruşuna
Her birinin yanımda duruşuna, oluşuna
Uzaktan da olsa selam çakışına
Kalplerimizin birine
Kadehimizin ikisine
İnsanlarımın şerefine...
Yanına sadece arkadaş değil
Kardeş de olanı alacaksın bu hayatta
En kötü dediğin anı dahi
En iyiye dönüştüreni
Maskeli, sahteli gülmeyecek suratına
Güldüğün de dişleri kulaklarıyla dans edeni
Kalbinin en derinini görebildiğini alacaksın
Cehennem ateşini, ölüm ızdırabını
Cennet sevincine, doğum mucizesine çevireni alacaksın yanına
Yanına sadece arkadaş değil
Kardeş de olabileni alacaksın

Yazdıklarım şiir değil gayet biliyorum

Yazdıklarım şiir değil gayet biliyorum
Düz bir yazının alt alta döşenmiş hali
Zaten ben kimim ki şiir yazacak
Turgut Uyar dururken aşkı anlatacak
**
Yazdıklarım şiir değil biliyorum
Belki başımdan geçmeyenlerin
Kağıda dökülmüş hali
Ömer seyfettin olamam hani
**
Yazdıklarım şiir değil biliyorum
Kafiyesi dahi olmayan
Cümleler bütünü
Cemal Süreya olamadığımdan hep
**
Yazdıklarım şiir değil biliyorum
Sanki birer deneme parçası
Aşkı denemek gibi belki deneyimlemek
Belki de deneyimleyememek
**
Yazdıklarım şiir değil biliyorum
Onsuzluğa yazılmış birer ağıt sadece
Onsuz geçecek bir ömre düşen litrelerce yaş gözümden
Ağlamaktan helak olmuş adamın darmadağınıklığı
Ve onu toparlamaya yetmeyen kelimeler bütünü
**
Yazdıklarım şiir değil gayet biliyorum
Masmavi bir okyanus ortasında
Ateş pahası güneşin altında
Yalnızlıktan kavrulmuş
Kurtarılmayı bekleyen bir adam hikayesi