thelake 😟disappointed

Viva

İşte geldim buradayım. Okurken hiçbirinden korkmadım da Viva'dan korkuyorum. Bir sürü yayınevine gönderdim basılmadı, "yazım tarzınız çok akıcı" "hikaye çok yaratıcı" şöyle güzel böyle iyi deyip en son "biz türk yazarlardan basmıyoruz" ile sonuçlanan bir maceraydı. Bakalım gerçekten nasıl yazmışım. Editli meditli en son yayınevine gönderilmiş halini okuyacağım, I am excited.


180 sayfacık, 20 bölüm. Ben burada pacing problemi çekeceğim, I am 85% sure.

3017 yılında Dünya’da Morina gibi okyanus üzerinde yüzebilen 40 bin tane şehir var.

Great premise, not enough world building. Şimdiden söyleyeyim, ama asıl mesele tabii bu dünyayı build etmek değil. Neyse daha ilk paragraftan gömmeyeyim...

Küresel ısınma yüzünden yaklaşık 5 asır önce yarısı sular altında kalan, diğer yarısı da kirlilikten yaşanmaz hale gelen toprak alanlardan kaçmak ve doğayı kendi haline bırakmak için en temiz yol suda yüzen şehirler.

Bu konseptin ilhamı buradan: https://inhabitat.com/7-futuristic-floating-cities-that-could-save-humanity/
Especially this one: https://inhabitat.com/lilypad-floating-cities-in-the-age-of-global-warming/

Bu demek oluyor ki yaklaşık 700 yıldır insanlar arasında hiçbir güce sahip olmadan doğan tek bahtsız dünyalı benim.

Bazen diyorum ki bu kadar önemli bir anomalinin medyada acayip yer bulması lazım ve Viva'nın ünlü olması lazım, ama sonra böyle olması daha mantıklı sanki diyerek kendimi avutuyorum. Bir zamanlar "aaa kıza bak" denmiş, locally adı duyulmuş, sonra unutulmuş. Herkes normal olsa bu ışınlansa ok, ama herkes süper bu normal... ZATEN TAMAMEN ANTI-SUPERHERO TEMASIYLA YAZDIĞIM İÇİN BÖYLE OLDU. İyi neyse okurken düşündüren kitap.. +1 PUAN. (Cinemasins gibi hikayesins yapsaydım keşke sdkfjsl)

Ariel Fisk, en iyi dostum.

Çok fazla exposition var bu chapterda. Daha çok show idi bunun başı, sonra editledim ben böyle oldu o yüzden.. Neyse.

Ayyy çok fazla expositionnnn.. sıkıldım ben. Gerçi ezberlediğim için olabilir. Yazdıktan sonra en çok okuduğum, en çok editleyip değiştirdiğim hikaye Viva, o yüzden muhtemelen diğerlerinde olduğu gibi şaşırmayacağım bunda.

Be ready for a boring ride...

Fesleğen ve sarımsak domatesle birleşip o kadar mucizevi bir birliktelik yaratmış ki Ariel ve Fin’den sonra bir sebzeyle birkaç baharatın aşkını da kıskanmaya başlamak üzereyim.

Evet çok fazla okumuşum ben buraları, gözlerimi deviriyorum. Too pretentious geliyor.

bu haftanın menüsü domates soslu spagetti ve köfte. Eski İtalya’nın en gözde yemeklerinden bir tanesi

That's definitely not Italian, but USA-made italian. Ugh dilek, you cultureless swine.

Baya gömücem dimi ben Viva'yı? :((((( I knew it.
Bana yıllarca "dilek bırak Viva'yı 7+1'e aban" dediniz de dinlemedim. Haklıymışsınız.

NEYSE, BELKİ DE HAKLI DEĞİLSİNİZ!

Onların arasındaki uyumu anlıyorum, ama hala kendimin bir gün o uyumu bulup bulamayacağı konusunda şüpheliyim.

I was very lonely when I wrote this. Larkin ve Viva'nın ayrılmasına oturup ağladığımı hatırlıyorum, I hope it's as harsh as I remember.

Diğer insanlardan farklı olduğumu en çok şehir merkezine gittiğim zamanlarda hissediyorum. Okuldaki dur durak bilmeyen ışınlanmalara ve sanki tavanda görünmez bir ipe bağlıymış gibi hareket eden binbir çeşit objeye alışkınım,

That must be VERY CONFUSING. Ayrıca ben şirketteki diğer insanların hiçbir şeyi havada uçurup oradan oraya ışınlandığını hatırlamıyorum... Weak world building at its best.
Işınlama kısmı OK de telekinezi olmasa da olurmuş.

Bir sürü alanda binbir çeşit farklı güce sahip olan nadir insanlar var, ruh okuyucular da bunlardan sadece bir tanesi. Onlar herkesten farklı, çok daha özel güçlere sahip olan değerli insanlar. İnsanların ruhlarını ve gerçek düşüncelerini görüp onların yalan söyleyip söylemediğini ya da bir şekilde hasta olup olmadıklarını anlayabiliyorlar

Bu muhabbeti sadece bu paragrafta geçirip sonra bir daha uğraşmadım galiba.
No wonder people kept rejecting this. Başladığım amaçla ulaştığım nokta alakasız.

Gökdelenlerdeki asansörler her zaman kafamı karıştırmıştır. Rastgele bir tanesine binip istediğiniz kata çıkamazsınız. Bazıları ilk 10 kat arasında dolaşır, bazıları 20-30 arasında gider, bazıları sadece yöneticiler içindir ve benzeri...

O yıllarda tek bindiğim gökdelen asansörü Empire State olduğu için ona ithaf etmişim bu paragrafı. Bir hafta eğitim vardı, her gün binaya girince hangi asansöre bineceğimi unutuyordum, oradan kalan PTSD.
ROOLLLLIINNNGGG EYEEEESSSS...

İçtenlikle gülümseyerek elini çekiyor. “Memnun oldum Viva.” diyor ve asansör kapıları açılıyor. “İyi şanslar.”
Larkin Brent seri adımlarla, gideceği yeri bilerek uzaklaşırken ben onun arkasından bakıyorum.

Şu anda acaba okumayı bıraksam mı diye ciddi ciddi düşünüyorum, because this is TOO ORDINARY. Çok dandik.
Şimdiye kadar hissettiğim tek şey "ugh Viva, stop complaining..." oldu. Hala da öyle. Nasıl bir nevrotik, nasıl bir anxiety inducing persona...
Neyse belki Larkin kurtarır, ama hiiiiç sanmıyorum.

21 yaşındayım ve daha önce adam akıllı hiçbir yerde çalışmadım

Şu anda neden ilgimi çekmediğini anlıyorum. I can't relate to anything Viva says. She is too young.

Hayatım hakkında reality şovlar yapılır, daha 12 yaşındayken bir biyografi falan yazabilirdim. Ama benim ünüm sadece 6 yaşında yerel gazeteye verdiğim birkaç güleryüzlü resim ve küçük bir ikinci sayfa haberinden ibaretti. Kimse süper güçleri olan iki milyar insan içindeki özelliksiz bir kıza aldırmadı.

yeah we figured that much... Zira baya sıkıcı bir insansın viva, kim napsın seni..

Eğer kardeşim olsaydı ve o da benim gibi “normal” olsaydı iki küçük çocuğun sorumluluğunu taşımak onlar için çok zor olurdu.

HE BİZ ÖLELİM...

Baba Brent’in karısına olan sevgisinin karatlarla ölçüldüğünü varsayarsak dünyanın en büyük kalpli adamı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Babasının skandalı çıkıyordu dimi ortaya... Ugh... I AM SLEEPING ALREADY.

İçinde olduğum durum? Kazandığım başarılar? Hangi başarılar? Eğer hala nefes alabilme başarısıysa evet, oldukça zorlukla yaptığım söylenebilir

I smiled a little. Hadi +1 puan...

Ruh okuyucular ve Dell Ulric gibi olağanüstü zekaya ve hafızaya sahip insanlar avantajlılar arasında. Şifacı olarak eğitilmiş özel iyileştirme yeteneğine sahip doktorlar, toprağı kontrol edebilen çiftçiler, suyla adeta konuşabilen denizciler hep bu özel insanlardan.

Crashteki elementleri buraya iteleyebilir miyim diye kasmışım, ama olmamış.
Gerçi Viva'nın eski taş sevgilisi suyla alakalı bir şeydi galiba..
I HONESTLY DON'T CARE OMG NOLUYOR.

Ya acayip yüzeysel yazmışım. Çocuk kitabı gibi okuyorum. Ruhu yok gibi geliyor. I am so sorry :((((

Özel bir yeteneğim olmadığı için bütün gücümü akademik olarak gelişmeye harcıyordum.

Aferin sana ne diyem... Geçmişteki hayatın şu anda yaşadığın  şeylerden daha merak uyandırıcı.

Çok özür dileyerek skip ede ede okuyorum çünkü Viva'nın iç sesi IS KILLING ME. She is so preppy.

Pasifik Okyanusu üzerinde kurulmuş şehirlerin arasında en büyüğü Rivka’dır.

MESELA BU. ANSİKLOPEDİ GİBİ SÜREKLİ NİYE ARAYA GİRMİŞİM, ÇOK GEREKSİZ. ANLADIK İŞTE DİYALOGLARDAN LARKİN'İN RİVKA'DA YAŞAMASININ NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞUNU.. UGH...

Yanındaki kadın muhteşem bir parça.

Wow. Sexist much? Parça ne lan?
WHO TALKS LIKE THAT!!=!=!=!=!?!?!?

Erkekler kadınların da kendileri gibi sadece karşı cinsin nasıl göründüğüne dikkat ettiklerini sanırlar, ama bu kocaman bir yalandan başka bir şey değildir.

OHHHHH MYYYY GODDD STOP THIS WRITING :((((((((((((((((((((

“Ah, arkadaşın müzisyen mi?”
Yasmin’in ilgili sorusuna gülümseyip başımı sallayarak cevap veriyorum.
“Ne kadar güzel”, diyerek Larkin’e bakıyor. “Ben de hep güzel şarkı söyleyebilmek isterdim.”

These people have no souls. Sıkıldım resmen.
Zaten canım sıkkındı, Viva'yı okuyunca daha çok sıkıldı.

Bir kahkaha atıp işimi bitirdikten sonra sifonu çekiyorum ve elbisemi de düzelttikten sonra kabinden çıkıyorum. “

HANİ BEN SİZE CRASH OKURKEN BİRİNİN ÇİŞ YAPTIĞINI DA YAZARIM KESİN İLERİDE DEMİŞTİM YA... YAZMIŞIM LAN. VİVA'NIN ÇİŞİNİ YAZMIŞIM. Kill me?

Halka açık tuvaletlerde elleri kurulamak için peçete koymak yasak. Küresel ısınmanın getirdiği çevreci yasalardan bir tanesi de bu. Neyseki tuvalet kağıtları hala yerli yerinde.

I am SO SO SO VERY SORRY, fakat nobody cares or gives a fuck or even reads these parts...
Stop trying to make world building happen, it won't happen.

Şu anda kollarımız birbirine yapışık bir şekilde duruyoruz, her an elini belime koyup beni kendine yaslayacakmış gibi hissediyorum, ama elbette öyle bir şey olmuyor

Bak this makes me feel NOTHING.
7+1'de ne vardı da bunda yok? Beth bile daha sevilesi bir karakterdi at this point...
Acayip üzgün ve sinirliyim şu anda. Viva'nın iç sesi korkunç derece exposition ve samimiyetsizlik dolu.

Galiba çok fazla fiziksel detay veriyorum, akıcılık gidiyor. Şurası mesela, akmıyor:

Şarabımdan bir yudum alırken Fin’e bakıyorum, bana sırıtıyor. Gözlerimi bir an için kocaman açarak başımla durumu işaret ediyorum, Fin neler olduğunu sorduğumu anlamış, gülüyor. Ben de şarabımı içerken keyifle gülüyorum ve o sırada Yasmin’in arkasından Larkin yaklaşıyor, esmer güzelinin omuzlarına hafifçe dokunarak karşısına, benim yanımdaki iskemleye geçip oturuyor.

Göremiyorum karakterleri. Tek gördüğüm sürekli hareket eden eller kollar, açılan kapanan gözler, gülen ağızlar falan..
This is sad.

7+1'i açtım şimdi ve rastgele bir paragraf seçtim, akıcı olmama sorunu burada yok mesela... AMA FARKLI OLAN NE BİLMİYORUM???
Edebiyatçılar bana yardım edin.

Saat 7. Keri ve Daniel şu anda yemek yiyecekleri restorana doğru yol alıyorlar, ben de evimde oturmuş Ryan‟la ortak olan duvarımızı izliyorum. Bugün bir şey olursa Daniel‟ı arayıp randevularının içine etmeyeceğime kendi kendime söz verdim. Onun için tetikte bekleyip yan evden gelen sesleri dinliyorum.
Eve geldiğimde Seth bangır bangır müzik dinliyordu, ama yarım saattir çıt çıkmıyor. Acaba gitti mi? Yataktan kalkıp duvara gidiyorum ve kulağımı yaslayıp bir şeyler duymayı bekliyorum, ama sanki evde kimse yok. Belki de dışarı çıktı? Ama dış kapı hiç açılmadı.

Bu yazılanlar akıyor da yukarıdaki vücutsuz eller kollar neden akmıyor?

“Her seferinde bir şeyi almak için kalkmak ya da uzanmak nasıl bir şey?”
“Sıkıcı?”
Benden nasıl bir cevap beklediğini bilmiyorum. Hayatın sırrı bendeymiş gibi gözlerimin içine içine bakması da cabası. Doğru düzgün bir cevabım varsa da o gözlere bakınca unutup bir şeyler geveliyorum.

Ne gözmüş anasını satiym... Daha adamla tanışalı 12 saat olmadı ne gözmüş yarabbim.

Neyse iş geldi, ben daha fazla okuyamayacağım zaten canım sıkıldı. Save edip kenara atıyorum bu entryi, belki gün içinde bitiririm. Baya bozuldum ama...

---- iş kısaymış, bitti. korkunun ecele faydası yok, okuyacağım...----

Mavi taksi hemen önümde duruyor, ben arkadaki çifte görüşeceğimizi söyleyerek mis gibi kokan arabaya biniyorum

Taksi mis gibi koksa ne olur kokmasa ne olur? Detay verilmesi gereken şeyler var, verilmemesi gereken şeyler var. Üf Viva.
World build etmeye kastığım için oluyor bunlar anladım ben. 7+1'de normal dünyadaydık, burada değiliz. I don't like.

Ben evden çıktığım anda kartımı takıp herkese gösteriş yapmaya bayılıyorum

Öyle miiii ah canıııımmm.. Üf.

Yemeklerde yanlarına oturup ara sıra sırtlarını sıvazlıyorum. Evet, güç delisiyim, ama evrenle sonunda ödeştiğimizin de farkındayım

Bence azıcık karaktersizsin viva.
Yeah, I said it.

Mesela bu kat kat stajyer muhabbetini neden 3 sayfa düz yazı yazmışım. Madem o kadar meşgulsün ofiste, her gün bir kata git, orada bir işlerin olsun, farklı insanlarla tanış, orada belli et kim olduğunu...
Çok kötü ya, öyle böyle değil arkadaşlar baya kötü Viva.

O kaslı ve erkek gibi gaylerden değiller, hepsi rengarenk giysiler ve sürekli kıvrılan bileklerle konuşan duygusal erkekler

Wowwwwwwwww.. wooooooooooooowww...
Viva'yı yayından kaldırayım ben.

Bunları okuduktan sonra luplex.com'u bir daha yenilememeye karar verdim arkadaşlar. Bu sene domain'in süresi dolunca kapanacak site. I really can't even.

Viva'ya başlamadan önce Arela da okurum diyordum, ama I honestly can't. Allah bilir onda neler yaptım.. (Gerçi ikinci cildi HİÇ fena değildi diye hatırlıyorum, melekler falan...)

Yemek yediğimiz akşamın üzerinden tam bir ay geçti ve bunca zaman içinde en uzun konuşmamız hala o akşam yemeği.

Bu bir ayda sen bir karakter build edebilirmişsin kendine Viva, ama ne yazık ki...

Gelen postaların yarısından fazlası iş başvurusu. Ande bunların iki katının her gün İnsan Kaynakları’na gittiğini söylediğinde o kurumun yüceliğini bir kez daha anlıyorum

Ay İK'ya methiyeler falan. Viva I hate you. I officially hate you.

Ya 5 sayfa oldu HALA PARAGRAF PARAGRAF EXPOSITION DEVAM EDİYOR.
Bu dönemde birisi bana herhalde "çok fazla diyalog yazıyorsun nerede düz yazı demiş" ben de vururken öldürmüşüm. abv çünkü bu ne biçim yazı???

Anneme ilk haftanın sonunda Dina Brent’in nasıl bir kadın olduğundan bahsederken o kadar sevgi ve gururla bahsetmiş olmalıyım ki benim bir tanecik annem onu unutup Dina’ya anne diyeceğimden korktu.

Onu biz de göreydik iyiydi. Bütün kitabı mış'lı geçmiş zamanda yazsam daha güzel olacakMIŞ.

LARKIN BRENT SÜRGÜN KAMPINDAN GERİ DÖNDÜ!
Altındaki küçük yazılar da şöyle devam ediyor:
Brent & Brent Medya’nın varisi Larkin Brent’in Rivka’da yaşadığı 10 yıllık sürgünün perde arkası bu yazıda.

I honestly don't want to know çünkü karakterlerle ilgili HİÇBİR ŞEY hissetmiyorum. Bu insanları ben yarattım bir de yani düşünün. Resmen içi boş bir kese kağıdını yollamışım yayınevlerine yıllarca. Yazık etmişim. Ne desin adamlar, bok gibi diyememişler.

Beni dinleyin bayım, ya dergideki haberin kaynağını bana şimdi söylersiniz, ya da birazdan şirketimizin avukatları kapınıza dayanıp o çok istediğiniz kimlik doğrulamasını benim için memnuniyetle yapar.”

AYYYY NE KORKTUUU ADAM DA NE KORKTU, DİZLERİ TİTREDİ.
Ugh. this is killing me. Biraz skip edeyim yoksa kalbim dayanmayacak :(((((((( Ağlamak istiyorum zira boğazımda bir yumru var.

Ya bu adam kim olduğunu bilmiyor ya da ben gözümde fazla büyütüyorum, çünkü kim ne derse desin Larkin Brent şu ana kadar gelmiş en zeki genç iş adamı

HE IS 22 YEARS OLD, HE IS NOT A BUSINESSMAN OMG PLEASE SHUT UP I AM CRYING :(((((((((((((((((

I am skipping...

Bana 500 sayfa gibi gelen uzun paragraflardan sonra yazmayı seçtiğim diyaloğu sizlere sunuyorum:

Ariel belki yüz kere aradı, şimdi yüz birinci defa arıyor. “Efendim Ari?”
“Plastik tabaklar mı kullansak yoksa cam mı?”
“Partiden sonra bulaşıklarla kim uğraşacaksa o düşünsün.”
“Sen uğraşacaksın, sen düşün.”
Gülüyorum. Elbette ben uğraşacağım. “Plastik tabak, bardak, çatal ve bıçak, hatta kadeh.”
“İlkokul çocuğunun partisi gibi olmaz değil mi?”
“Olmaz Ari. Geçenlerde gittiğimiz partiyi hatırlamıyor musun?”
“Hani şu rengarenk plastik şampanya kadehleri olan, değil mi?”
Başımı sallıyorum, ama sonra telefonda olduğumu fark edip konuşuyorum. “Evet.”
“Biz her şeyi şeffaf alalım lütfen.”
“Tamamdır. Sen benim söylediğim eski kitap dükkanına gittin mi?”
“Gittim, ama kitabı bulamadılar. Gün içinde depolarına tekrar bakıp bana akşam haber verecekler. Sen benim ne aldığımı biliyor musun?”
“Bilmiyorum, tanımla.”

Eğer merak ediyorsanız: saat almış.

This is painful. Gereksiz.
Sonra yine paragraflar boyunca exposition... Sinirlerim bozuldu. En son Crash'in noktalama işaretsiz küçük harfli duvar paragraflarında bu kadar sinirlenmiştim, şimdi de burada...

Ben hala internette çatal bıçak araştırması yapıyorken Ariel saati anlatmayı bitiriyor, tepki verme sırası bende. “Muhteşem!”
“Değil mi? Çok yakışacak nişanlımın aşık olduğum koluna!”

Oh wow. Taze gelinlerin düğün telaşı... Kill me. Ben biraz hava almaya çıkıyorum... Bu kadarı fazla geldi.

--gittim bir tur attım geldim binada. I can still breathe... devam.---

“Önümüzdeki hafta Larya’da bir ay sürecek bir medya paneli başlıyor...”
Larya, Hint Okyanusu’nun kuzeyinde, eski Afrika kıtasına yakın, küçük ama muhteşem bir şehir. İki sene önce geleneksel bir haftalık aile tatilimizi orada geçirmiştik. Kavurucu güneşin altında acı bir şekilde yanmıştım, ama yine de cennet gibi bir yer olduğu için sesimi çıkarmamıştım.

We don't care???

“Viva’ya benim yokluğumda bir sorun olursa seni araması gerektiğini söylüyordum.”
Larkin de büyük bir istekle onaylayarak başını sallıyor. “Elbette. Zaten Viva’nın ofis içinde bana ihtiyacı olacağını sanmıyorum. Kapıdan girdiği anda herkes mum kesiliyor.”

Nobody in business cares what a 21 year old has to say unless it's "tabii mesaiye kalırım, ne yapılacaktı?". Let's be fucking real.

“Finallerin ne zaman başlıyor?”
“Altı haftam daha var.”
Dina memnuniyetle başını sallıyor. “Güzel, o zamana kadar ben dönmüş olurum, sen de sınavlara hazırlanmak için tatil alırsın. Bana hatırlat lütfen Viva.”

2 hafta finallere çalışmak için yeterli değil bu arada. fuck that boss.

“Ariel, şirketi bana bırakıyorlar.”
Hattın diğer tarafından bir şeylerin düşüp yuvarlanma sesi geliyor, ama ben aldırmadan gülerek tuvalete girip işin iç yüzünü bir de beyin ikizime anlatıyorum.

45 sayfa oldu ve ben hala herkesten nefret ediyorum. Ben cidden depresif bir episode yaşıyorum mental olarak galiba, çünkü ÇOK KÖTÜ BU YAZDIKLARIM.

“Cumartesi Fin için süpriz bir doğum günü partisi ayarlıyoruz, eğer yapacak daha iyi bir şeyin yoksa—“
“Seninle ve arkadaşlarınla vakit geçirmekten daha iyi bir şey bulamam Viva.”

All you have to say is YES, SURE. Larkin you're a complete weirdo.

“Şaka yapıyordum. Elbette beni takip etmek zorunda değilsin.”
“Tabii değilim, şaka yaptığını anladım!” Çok komik bir fıkra duymuş gibi gülerek omzumla Larkin’in omzuna vuruyorum, ama o benden böyle bir tepki beklemediği için dengesini bir an için kaybediyor. Tepsideki tabağı kayıyor, elindeki şişeler birbirine vuruyor, ama yine de hiçbir şeyi düşürmeden tekrar ağırlık merkezini buluyor

See? This is properly funny and awkward AMA BUNLAR HEP AWKWARD, DAYANAMIYORUM.
Ayrıca Dina neden şirketini 22 yaşındaki allahın asosyali oğluna bıraktı? What is so special about him? Anlamsız. Ben yönetim kurulu olsam kafayı yerdim.

Fin'le sinemaya gidiyorlar ve ben film posterini tasvir ediyorum. ÇOK LAZIM.
Çok kötü yaaa çok kötü. Ve birçok insan beni bu Viva'yla tanıyor. Hayatımda yazdığım en çömez en dandik hikayem bu. Bununla sevmeyin beni. 7+1 okuyun, Nocens okuyun...

“Viva, Fin, arkadaşım Paris Slevin. Paris, Vivian Royd ve Finley Kemp.”
Fin ve Paris el sıkışırken benim jetonum düşüyor. Slevin. Yori Slevin. Morina’nın en çok izlenen televizyon kanalının sahibi. Doğal olarak da Brentlerin çok yakın arkadaşı

viva'nın bu dönemde tanıştığı HERKES magazin sektörünün göz bebeği. Hepsiyle ilgili 2-3 paragraf ön bilgisi var ve PAYLAŞMAKTAN ÇEKİNMİYOR BİZİMLE, BLESS HER HEART, I HATE THIS.

“Yakın oturuyorsak şimdiden özür dilerim çünkü ben böyle filmlerde çok konuşurum. Dalga geçmek seyretmekten daha eğlenceli.”

Who fucking talks during a movie? Beynim acıdı yemin ederim. Nefret ediyorum hepinizden.

En sonunda yapabildiğim şey Larkin’in o güzel gülüş sesine karşılık horlar gibi bir ses çıkararak gülmek oluyor. Ses çıktığı anda elimi ağzıma kapatıyorum, ama çok geç. Fin de benden çıkan garip sesi duyunca gülmeye başlıyor. O gülünce onun yanındaki insanlar da gülüyor. Kahkahalar yavaş yavaş yayılırken ben ekrana bakıp orada komik bir şey arıyorum ama hayır, herkes benden çıkan sese gülüyor.

Ben de güldüm, ÇÜNKÜ I HATE YOU.

Ya ben tam bir Mary Sue yazmışım, niye söylemiyorsunuz bunu bana?
Gerçi vaktiyle böyle bir şey söylemiş olsanız bozuşurduk VIVA ÇOK KIYMETLİYDİ ÇÜNKÜ MAZALLAH BİRİSİ LAF ATSIN!
Bu ne be paçavra gibi... Çocuk kitabı yazsam daha güzel yazarım.

Viva o kadar çok içinden konuşuyor ki bunları düşündüğü süre içinde Larkin'le aralarında oluşan awkward silence'ın haddi hesabı olmamalı.

Şişelere dokunmadım, buzluğa da dokunmadım. Sadece buz almak için uzandım, o anda Larkin de arkamdan geçmek için sırtımdan beni tuttu ve bam!”
Ellerimi havada iki yana savurup pek iyi hatırlamadığım patlamayı taklit ediyorum. Ariel kaşlarını çatmış, beni izliyorken ben onun ne düşündüğünü çok iyi biliyorum.
“Belki de güçlerim ortaya çıkıyordur Ariel? Olamaz mı?”

YILLARCA HARİKA BİR PLOT TWIST OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜM OLAYIN DANDİKLİĞİ....

Leon Boyd. Hayatımda ilk defa kalbim yerinden çıkacakmış gibi aşık olduğum, her şeyin ilkini yaşadığım ve iki sene önce hayalindeki iş için okulu bırakıp Morina’dan ayrıldığında beni haftalarca, aylarca ağlatan adam.

Ay ay ay ne lazım lazım.
65 sayfa oldu, yarısına yaklaştım, ama hala HALA umrumda değilsiniz.
Çok fazla düz yazı var, aradaki diyaloglar da boş.

Leon Boyd suya hükmedebilen çok nadir insanlardan. Dünya üzerinde onun gücüne sahip olan yüze yakın insan var. İki milyarda yüz

yeah yeah... Leon'la sevişmek dışında bir şey yapmıyorsunuz. Anlamı yok bu güçlerin.

Ay daha 7. chapter, ne zaman bitecek bu işkence?

2-3 bölüm atlasam mı napsam...

Kaşlarımı çatarak bir anda 22 yaşında bir iş adamından 12 yaşındaki küçük bir erkek çocuğuna dönmüş olan adamı izliyorum,

Arada çok da bir fark yok. 22 is çocuk.
Artık kendimi nasıl adult görüyorsam o zamanlar demek ki....
Ben bunu okudukça imposter sendromum peak yapıyor, mazoyum galiba neden devam ediyorum bilmiyorum.

Dili dışardayken bana gülümseyip başını iki yana sallıyor ve diğer eliyle uzanıp çenemi hafifçe aşağı çekiştirirken ağzımı açmamı işaret ediyor. İlk önce yapmak istemiyorum, ama sonra pes edip gülerek ben de başımı kaldırıp dilimi çıkarıyorum

Viva kendini 3. bir kişiymiş gibi anlatıyor. o yüzden sinirim bozuluyor. 1st person bu kadar annoying olmamalı.

Tekrar 7+1'e dönüp bulayım annoying olmama olayını...

“Aptal mısın sen? Kimse kimseyi yutmadı. Televizyonu sen mi bozdun?”
“Hayır!”
“İyi. Güle güle.”
Kapı suratıma kapandığında gözlerimi kırpıştırarak kendi evime dönmek için bir hamle yapıyorum, ama benim kapım da kapalı. Anahtar—anahtar almadım ki! Kahretsin!
Ayaklarımı yere vurup sinirle bir süre tepinerek beynime iyice kan sıçradıktan sonra 27 numaranın kapısına dönüyorum. Dışarda kalamam, Keri‟yi de arayamam. Ryan için aramak bir yerde dursun, Keri‟den bu gece yedek anahtar istersem kafamı koparır. Başımın çaresine bakmam gerek, o yüzden de düştüğüm denizde yılanın kapısını çalıyorum.

Düşünce akışı güzel, aksiyon az. O YÜZDEN DE İÇ SESLE 1ST PERSON MAKES SENSE.
Beth kendinden çok Ryan'ı anlatıyor. Viva sürekli kendini anlatıyor :(((((((((((( Hiç konuşmuyor, sürekli anlatıyor.

“O Larkin Brent denen dengesiz adam sana ne söylediyse unut. Eğer gerçekten ben yaptım diyorsan sen yapmışsındır. Sana ne yapıp yapmayacağını ancak annen, baban ve ben söyleyebilirim.”

Öyle bir dünya yok pardon? Adam sapık mı size yalan söylesin? Obsesif olan sizsiniz.

“Larkin şu ana kadar görülmemiş bir tür demektir...”
“Öyle ve bunu çok sınırlı sayıda insanların dışında kimse bilmiyor.”

I don't care.

Skip edeceğim birkaç chapter...
Gerçi ne işe yarayacak? 85 sayfa oldu, zerre kadar bir gelişme yok yazımda ve hikayenin gidişatında. Yazık ya. Baya üzgünüm şu anda... Taziyeleri kabul ederim.

“Sana dokunduğum zaman rahatlıyorum.”
“Efendim?”

Sapık????

“Bana söyleyebilirdin Larkin. İlk gün değil belki, ama sonra.”

ULAN SADECE 1 BUÇUK AYDIR FALAN TANIŞIYORSUNUZ NEDEN SÖYLESİN LAN???

“Bizim 16 yaşındaki süper zeka dün gece doğum günü partisinde çok içmiş, bu sabah toplantıya katılamayacakmış, ertelemek istiyorlar.”
“Ve sen de hem toplantıyı, hem de iş antlaşmasını iptal ettin? Bir anda?”
“Babasının hatırı için proje teklifini okumuştum, ama böyle çocukluklar için vaktimiz yok.”

ARANIZDA 6 YAŞ VAR SADECE, HE IS A KID, CUT HIM SOME SLACK OMG. Kaç yaşında sanıyorsunuz siz kendinizi acaba?

Sanki öpüşmemişiz de bir trafik kazasından mucizevi bir şekilde sağ kurtulmuş gibi birbirimize bakıyoruz

Valla ben de şu anda öyle hissediyorum, ama siz öpüştüğünüz için değil, bunu bir zamanlar yazıp bir de güzel yazdım diye övündüğüm için.
This is shit.

İkimiz de yıllar sonra bir damla alkol bulmuş bağımlılar gibiyiz, birbirimize tutunup daha nasıl farklı şekillerde dokunabiliriz onu anlamaya çalışıyoruz

Şimdi de bağımlılığı aşka benzetmişim. Beni toplumdan afaroz etmeleri lazımmış, ama siz bağrınıza basmışsınız, teşekkür ederim. *insert prayin hand emoji*

Leon’a haksızlık etmiyorum, değil mi? Ona karşı sorumlu değilim...?
Kısa ve net bir cevap alıyorum.
Hayır :)

Yes you are.

“Ya yapamazsan?”
“Yaparım, söz.”
“Larkin ya kolum burada kalırsa, kan kaybından ölürüm.”
“Hemen koşar kolunu geri getiririm.”
“Larkin!”

iyi neyse akşam öpüşüp sabah evli çift kıvamına gelmişler. Hikaye gidişatına göre THIS IS BULLSHIT ama en azından okumak biraz zevkli hale geldi.

Hayatım boyunca kimse bana Larkin’in şu anda yaşattıklarını yaşatamaz. Hiç kimse.
Bu düşünceyle bir anda buz kesiyorum. Olur da bir gün işler ters gidip Larkin’le ayrılırsak ne olacak? Ben bir daha kimseyi sevemem, kimseye dokunamam, imkansız

How unfortunate...
Gerçi Viva'nın hissettikleri kısmı güzel gerçekten, buraya kızmayacağım. Ama in the grand scheme of things... hard to feel the same way. I don't even like her.

Larkin’in giyinmesini izlerken o işini bitirdiğinde dönüp bana bakıyor.
“Çok özür dilerimi”
“Gerek yok, gitmen gerekiyor.” Gülümsüyorum, ama kabalık edip etmediğimi de bilmiyorum

DUDE, HE IS LEAVING YOU IN BED, HALF NAKED, AT HIS HOUSE AND YOU THINK YOU'RE BEING RUDE? WHERE IS YOUR SPINE????????????????

Hee sonra bunla sevişiyor, Viva kriz geçiriyor, bayılıyor falan... Resmen kendi kendime gözlerimi devirmekten ofisteki millet beni deli sanacak. Kızmaya başladım.

Ayrılacak bunlar şimdi blah blah...

Larkin’i seviyorum, ben o adama aşığım Doktor. Neden onunla birlikte olamıyorum!? Neden bunu da bana fazla görüyorlar? Neden başkaları mutlu olurken ben sevdiğim adama dokununca ölüyorum?”

she has a point, ama does it matter? NOPE.

----yemeğe gittim geldim hala canım sıkkın.----

Beni bu kadar uzun süre hastanede tutmalarının aslında önemli bir sebebi yok, sadece olur da aklıma eserse evden kaçıp Larkin’in polis ekipleriyle korunan kapısına dayanacağımdan korkuyorlar, o kadar

Tam diyordum ki medikal olarak çok ağır bir şeye sebep olmuş, vay anasını galiba mantıklı bir şey yazmışım... SONRA BUNU SÖYLÜYOR. HASTANELER ZATEN BU İŞ İÇİN VAR DİMİ...
Sinirlendim.

Önümüzdeki ay mezun oluyorum, tekrar annemlerin yanına taşınırım olur biter. Kimseye bir zararım yok, gerekirse yarım gün bir yerlerde garsonluk yaparım. O arada da otobiyografimi yazarım. Otuz sene içinde birisi merak eder de kitap basılırsa belki biraz para da kazanırım. Güzel plan, kafam çalışmaya başladı sanırım...

THE END.
Çok geçmeden burada bitirseymişim keşke...


Larkin benim çektiğimin yarısı kadar bile acı çekiyorsa hiç düşünmeden orada olmam gerek—anlamıyorsunuz, ben o adamı çok seviyorum. Bizim birbirimize yaşattığımız şeyler bir sefer tadına bakıp bırakılacak şeyler değil!”

Ben bunu 2008'de falan yazdım galiba. Ergenlik akıyor her satırından.
Şu anda "ben bunların ayrılmasına mı ağlamışım lan" diyorum. Nasıl içselleştirmişsem demek ki...

“Ailenle aranıza girmek istemiyorum Viva, ama sana minnettarım.”
“Larkin’in fikrini değiştirebilir miyim bilmiyorum...”
“Senin iyi olduğunu görmesi yeterli, şu anda mantıklı düşünebilecek gibi değil.”

DİYALOGLAR İ NA NIL MAZ STIFF.

“Bunu mu devam ettireceğiz? Sen sadace bana uzaktan bakabilmek için mi Rivka’da aylarca bekleyeceksin?”
“Evet!”

hahahaha bu adam dünyadaki en iyi iş adamı değil miydi ahahahahahaha
bir kız aşkına hayatını salladı herif. he has amazingly huge traumas.
Viva'nın geçmişi gibi Larkin'in de Rivka geçmişi baya renkli olurdu.

Ay yok devam edemeyeceğim. Larkin'le ayrıldılar, sonra Viva güçlerini gerçekten kazanacak, sonra barışacaklar, sevişecekler, bitecek tamam anladık.

I will never read Viva again. Oh god.
Zaten genel olarak depresyondaydım, daha kötü oldum, hiç iyi gelmedi gerçekten. Keşke okumasaydım... I am incredibly sad.


Arela'yla ilgili yazdığım entrylere bakarken Viva'nın fikir entrysini buldum: https://thelake.livejournal.com/163397.html